Bu dizelerin mimarıdır Rimbaud..
Küçük okuma notlarımın bir ucuna silik bir kalemle not düşerek oracıkta uykuya daldığımda yanımdaydı kendisi.
Bu geceden geçmiş bulundum onun sayesinde.
Muhteşem dizelerinden birini paylaştı benimle, “ben hayatımı incelikler yüzünden kaybettim”.
İnsanların değerli olmayı bırakıp önemli olmaya çalıştıkları insanlıklarını ve mutluluklarını
ego ve hırslarına tercih ettikleri bir hayatta, tutunacak küçücük bir umut varsa onun ipine sarılmak kalmıştı artık bize..
"Zaman zaman yazılarında içinden çıkamadığım bir ruh haline sokuyorsun
beni ve ben kiminle hesaplaştığını merak ediyorum" dedi bir arkadaş.
"En çok kendimle sonra dünyayla.." Hiç düşünmeden verdiğim bu cevap onu tatmin etmişti etmesine de
her zaman ki gibi dolaylı anlatım tarzımı da sergilemeden edememiştim.
İlk gördüğümüzde bizi çarpan, etkisi altına alan bir resimle ilgili görüşlerimiz,
ressamın adını ve özellikle de yaşamını öğrendiğimizde değişir mi?
Anlamsız ilk bakışın ardından anlamlı bakışı gördüğümde mutlu olmuştum.
Sesinizde çığlıklar boğulur ama bağıramazsınız ya işte orada o zaman başlar sağır edici bir suskunluk..
"hayat verdiğimiz bir konserdir" der bazıları: " Ama şarkıyı hep sahneye çıktıktan sonra öğrenirsin.
haliyle yaptığımız her hata bizi bir adım daha yaklaştırır şarkının en kusursuz yorumuna.
Asıl mesela şarkıyı kusursuz öğrendiğimizde ne olacak? yada konserden sonra hayatın bize ne kadar fedakarlık yapacağıdır?
Oysaki fedakarsanız,
rahatından kaybeden mutluluğundan kazanan olmalısınızdır değil mi?
Mutlu olmayı mutlu etmeyi tercih eden insanın işidir aslında fedakarlık...
bir yokken iki var etmeği düşünmektir.
bir de yalan söylerken seslerine sıcaklık tavırlarına samimiyet katmaya çalışanlar yok mudur ? vardır..
Yani sevgili
Dünyanın mürekkebiyle yaz sendeki beni
benim mürekkebim bitti bitecek..
rengin önemli değil
kim çözebilir ki bilmenin sessizliğini
sen tabii ki..
3 yorum:
Kahverengi bir salon, cila ve meyva kokan,
Kurulmuş koca iskemleye tıkınıyordum,
Bir Belçika yemeği, buyursun canı çeken,
Yeter ki karnım doysun, aldırmayıp yiyordum,
Rahattım - oh ne güzel çalar saatin sesi-
Derken, mutfak açıldı, sürünmüş, sürmelenmiş,
Kılık kıyafetine ise biraz boş vermiş,
Yanaştı cilvelenip aşevi hizmetçisi.
İstediği tatlı bir öpücüktü sanırım
Belçikalı kızları bakışından tanırım,
Fazla çatal kaşıkları masadan topladı,
Dudak büktü gülerek çocuk bir yüzle bana:
Bastırıp parmağını şeftali yanağına,
"Buramı üşütmüşüm, dokun anlarsın" dedi.
Büyüksün...
bir de yalan söylerken seslerine sıcaklık tavırlarına samimiyet katmaya çalışanlar yok mudur ? vardır..
Yorum Gönder